insan kendini türlü türlü tanımlar..birincil ikincil tanımlar var: insan, erkek, kadın, türk, kürt, ermeni, müslüman, sünni, alevi, solcu, sağcı, bozkurt, devrimci vb vb...bunların hepsi kendi olma bilinci veya arayışı.

ve kendini bulduğu yerde kendisine bahşedilmiş o güzel kafayı kendini tanımladığı kimliğin liderinin, başkanının, başbuğunun, hocasının, şefinin vs eline vermek!...işte bu insanın kendisi kadar bir eksiklik.  insan bir anda insan olmaktan malzeme olmaya geçebilir. tam bu noktada kimlik insanı kendi olmaktan çıkaran bir tür yular işlevi görebilir.

ince ve tehlikeli bir yolculuk kendi olma arayışı.

kendini aramayan insanın durumu bundan da ince ama tamamen farklı, tamamen umutsuz bir durum. O ki o güzel kafayı yağmura verir...Ne zaman ne yana akarsa o yana akar... O ki her yağmurun malzemesidir. hani şarkıda dendiği gibi:

''sormuşlar yoldakine
kardeş yolun nereye?
ben bilmem rüzgar bilir,
düştüm yelin önüne''

böyle bir şeydir durumu.

yelkenli de rüzgarın önüne düşer, ama durumu yaprakların durumundan farklıdır. rüzgarın nesnesi değil, efendisidir. rüzgar onu değil o rüzgarı kullanır. bu, rüzgarın yasalarının, başka deyişle ''zorunluluğun bilincine varmakla ulaşılan bir özgürlük''tür.

bir kaptana sahip olmak da yelkenlinin istediği yere varması için önemli bir güvencedir. çünkü bir kaptan yelkenliyi rüzgarın efendisi yapabilir. ve tam da bu yeteneğini hem rüzgarın hem de yelkenlinin efendisi olmak için kullanabilir de.

yelkenli yöneltildikleri yerin gitmek istedikleri yer olduğunu hep kontrol etmeden ve gerektiğinde maharetli kaptanından ayrılmaya hazır olmadan özgür olamaz.


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır